OSMANLI'DA BİLİM ve TEKNOLOJİ XVII-XVIII. YÜZYIL 1603-1789

 

     XVII.yy Osmanlı Devleti için temele inen büyük değişikliklerin yaşandığı önemli bir dönemeçtir.Diğer yandan bu yıllar arası Osmanlı Devleti için artık üstesinden gelinemeyen meselelerin yaşandığı dönemdir.
     1699'da yapılan Karlofça anlaşmasıyla,Osmanlı Devleti Batı'nın üstünlüğünü kabul etmek zorunda kaldı.
     XVII.yy'ın ortalarında Devlet-i Aliyye,bir yandan büyük bir ekonomik ve sosyal krizin içerisinde bocalarken.diğer yandanda geleceği için son derece tehlikeli olan önemli bir ilmi ve fikri bunalımla karşı karşıya bulunuyordu.Başta padişahlar olmak üzere önde gelen yöneticiler bu kötü gidişe dur demek için çareler arıyorlardı.Ne var ki asıl bu çareleri arayıp bulacak zümre olan İlmiyye sınıfı mensupları;yeni çözümler önereceklerine,çoğunluğu yeniçerilikten yetişme olan Seyfiyye ve daha çok saray erken ve usulünü öğrenen,Osmanlı Devlet bürokrasisini bilen,fakat derin bilgiden yoksun Kalemiyye erbabının;günübirlik şartları ön planda tutarak ortaya koydukları çözümlere meşruiyyet kisvesi geçirmekten öte bir çalışma yapmıyorlardı.Osmanlı aydını,birtakım günü birlik palyatif tedbirlerle sorunun üstesinden geleceğini sanıyordu.Onlara göre bu çıkmazdan kurtulabilmenin yolu,bir asır öncesine dönmekti.Kanun-ı Kadim uygulanırsa ve her işte detayları belirtilmemiş olan Şer'i ahkam tam tatbik edilise,sorun kendiliğinden çözülecekti.Ama ne bir türlü Fatih-Kanuni döneminin ihtişamına dönülebiliyor,ne de Şeriat tam olarak uygulanabiliyordu.Aksine devlet her giden gün kan kaybına uğruyordu.

MATEMATİK

     Safevi hükümdarlarından Şah Tahmasb devri alimi olan Bahaeddin Muhammed b.Hüseyin el-Amili'nin Hülasatu'l-Hisab adlı eseri yalnız Osmanlı medreselerinde değil aynı zamanda bütün İslam dünyasında en çok rağbet gören bir aritmetik kitabıdır.Mühendishane'de okutulan kitap ve mühendislik aletlerinin bir listesinin incelenmesinin sonucunda çok ilginç bilgiler elde edilmiştir.Burada bulunan kitapların bir kısmı da Avrupa kaynaklı eserdir.Kitap;İran'da,Osmanlı Devleti'nde,Hindistan ve Mısır'da kullanılmıştır.
    Yine bu dönemde Sultan IV.Murad devri(1623-1640)teberdar ve bilginlerinden olan Hızır Halife,''Cezire-i Erkam''isimli bir aritmetik kitabı telif etmiştir.
    Bu eserin tertibinde:1.Kara cümle(toplama),2.Tefrik(çıkarma),3.Darb(çarpma),4.Tensif(yarı yarıya bölme),5.Taz'if(en küçük ortak kat bulma),6.Taksim(bölme,parçalara ayırma),7.Taksim-i gurema(karı ve zararı ortaklar arasında,koydukları sermaye nispetinde taksim etme),8.Zekat,9.Gürmrük,10.Altını kuruşa tahvil,12.Siyakat-ı arabi(maliye,tapu ve evkaf dairelerinde resmi kayıtlarda kullanılan bir yazı çeşidi) ve erkam-ı hindi(İslam aleminde kullanılmış olan iki türlü sayı işaretlerinden birinin adıdır.F.Devellioğlu;Osmanlıca-Türkçe Lügat)bahisleri yer almaktadır.
Eşkalü't-Te'sis mantık ve kelam ile ilgili eserleriyle tanınan Şemsüddin Muhammed b.Eşref es-Semerkandi el-Hüseyni'nin olup Euclides'in geometrik kaziyyeler ve üçgenlerin özelliklerine dairdir ve Kadızade-i Rumi tarafından yapılan Tuhfetü'r-Re'is veya Şerhu Eşkali't-Te'sis şerhiyle birlikte Osmanlı medreselerinin vazgeçilmez temel ders kitabı olmuştur.

TIP ve ANATOMİ

     Tıpta Larendeli Siyahi-zade Derviş adında bir zat,Mısır'da incelemeler yaptıktan sonra ilaçların Türkçe,Arapça,Farsça,Rumca adlarını veren bir lügat kitabı kaleme almıştır.Lügat'ı Müşkilat-ı Ecza adlı eserdeki ilaçlar harf sırasına göre düzenlenmiş olmadığından 1708 yılında Üsküdarlı Mustafa tarafından yeniden tanzim edilerek Müfredat-ı Siyahi adı verilmiştir.Bunun yanında I.Ahmed zamanında Mecmuatü't-Tıbb adlı manzum bir tıp kitabı yazmıştır.Eser mevsimlerin tıbbi etkileriyle başlar.Kan alma,hacamat,nabız ve idrar bahisleri iyice yazılmıştır.Sonra hastalıkları ve ilaçları tarif eder.
    Bu dönemin en önemli tıbbi eseri,IV.Murat'ın başhekimi,bedbaht Emir Çelebi tarafından yazılan Enmuzecü't-tıbb adlı kitaptır.Bu eserin birçok nüshası İstanbul kütüphanelerinde bulunmaktadır.
    Şirvanlı Şemseddin Itaki adlı bir yazarın Teşrihü'l-ebdan ve terceman-ı kıbale-i feylesofan başlıklı kitabıdır.Kitabın en büyük özelliği bol resimli ve açıklamalı olmasıdır.

LALE DEVRİ-ÇEVİRİ HEYETİ

    XVII.yüzyılın son çeyreğiyle XVIII.yüzyılın ilk çeyreğini Osmanlı düşüncesi bakımından bir uyanış dönemi olarak nitelendirmek mümkündür.Nitekim bu dönemde bir yandan pozitif bilimlere doğru bir eğilim baş gösterirken,öte yandan halkın aydınlanmasını sağlamak üzere bir çok temel eserin çevirisine başlanır.Ayrıca aynı dönemde Osmanlı bilginlerinin ilgi alanınında genişlemiş olduğunu görüyoruz.Daha önceki asırda çoğunlukla dini ilimler ağırlıkta bulunurken XVII.asrın ortalarından itibaren fikri ve felsefi konuların ağırlık kazanmaya başladığı görülmektedir.


    XVIII.yüzyıl başlarında geride kalan Karlofça felaketi sonrası III.Ahmed döneminde,özellikle 1718'den itibaren Damat İbrahim Paşa ile bir gelişme ve atılım devri yaşanmıştı.Bu gelişmelerin en önemlisi ise,Nevşehirli İbrahim Paşa'nın atılımı ile kurulan Tercüme Heyeti'dir.Her ne kadar bu kuruluş tıp,matematik vd. ilimlerle ilgili bir eser hariç büyük bir faaliyet göstermemiş;ayrıca özellikle bu tür bir çalışma yapmayı ve Batı kaynaklı bilimsel eserleri çevirmeyi öngörmemiş olsa dahi mevcudiyeti bile zihniyet açısından çok önemli bir hareketi başlatmıştır.

İLK MATBAA ve ETKİSİ

     III.Ahmed'in Sadrazamı Damat İbrahim Paşa,Yirmisekiz Mehmed Çelebi'yi Fransa Kralı XV.Louis'ye elçi olarak gönderdiği zaman babasıyla Paris'e giden Said Çelebi oradayken matbaanın önemi hakkında bir fikir edinerek dönmüştür.
İlk defa açıkça değişimden bahseden ve bu konuda geniş bir layiha hazırlayan İbrahim Müteferrika olmuş ve Osmanlı Devleti'nin ilgisini Batı dünyasına çekmiştir.Müteferrika bu konuyla ilgili olarak yazmış olduğu ve kendi matbaasında bastığı Usulü'l-Hikem fi Nizamü'l-Ümem adlı eserinde,Osmanlı idari zümresinde ve toplum katında yeniden yapılanmayı öngörmektedir.Osmanlı ordusunun düşman karşısındaki mağlubiyetlerinin,Avrupalıların harp tekniklerindeki ilerlemeleri ve akla dayalı idarelerinden kaynaklandığını belirtirken,Batı'nın savaşlardaki üstünlüğünün sebeplerini göstermekte ve Avrupa medeniyetini Osmanlı yönetimine anlatmaktadır.
    İbrahim Müteferrika'nın bastığı ilmi eserler arasında en önemlisi Katip Çelebi'nin Cihannüma'sıdır.
    İlk Türk matbaasının bastığı kitaplar ile özellikle tıp ve bilimsel yayınlar Batıda alaka uyandırmıştır.Şanizade'nin 1820'de basılan Teşrih'inin renkli bir nüshasının Paris'e Kraliyet kitaplığına gönderilmesi dolayısıyla bu eseri inceleyen T.Bianchi küçük bir monografi içinde hem bu eser üzerinde açıklamalar yapmış,hem de Müteferrika'nın matbaasında o tarihe kadar basılan kitapların bir listesini vermiştir.
    Müteferrika 1745'de vefat ettikten sonra matbaası bir süre kapanmış ancak istenmeyen atılım gerçekleşmiş ve yeniden açılmıştır.Adıvar,Osmanlı Türklerinde İlim'de İbrahim Müteferrika'ya gerektiği şekilde önem vermiş ve bir bölüm başlığını ''XVIII.yüzyıl ve Matbaa''olarak belirlemiştir.O bahsin sonundaki değerlendirmesini aşağıya aktarıyoruz:
''Türk matbaasının kuruluşunda mevkii ve nüfuzuyla işe katılan Sait Çelebi'nin yanında ilmi,sanatıyla onu meydana getirip basan,yayınlayan,yazan ve çeviren olarak görev alan İbrahim Müteferrika'nın hizmeti,görüldüğü gibi,yalnız matbaaya münhasır kalmamış,belki bizim için pek yeni sayılacak ilimlerin temel bilgilerini verecek eserler,ekler yazmış ve bu suretle memleketimize Avrupa Rönesansından ilk haberleri vermiştir.Bundan dolayı,bu ilk tabiin adını burada saygıyla anmaya mecburuz.''

ASKERLİKTE ATILIM- HENDESEHANE                                                               

       Osmanlı Türkiye'sinde modern Batı biliminin askerlik yoluyla girmeye başladığına hiç şüphe yoktur.Devletin bozuk düzenden kurtulması için sunulan teklif ve raporların büyük bir ekseriyeti öncelikle askeriyenin düzeltilmesi üzerine olmuştur.Dolayısıyla askeriye teknik donanım ve düzen bakımından olduğu kadar modern bilimin,daha doğrusu Batı biliminin Türkiye'ye taşınmasında en uygun zemin olmuştur.
      XVIII.yüzyılın başlarından itibaren tüm dünyanın önünde,Avrupa'dan başka bir model yoktu.Osmanlı dahil bütün İslam dünyası kendi içinde öneri üretme mekanizmasını çoktan kaybetmişti.
     Osmanlıların askeri sahadaki Avrupa tarzı ilk yenilik uygulaması,müslüman olduktan sonra Humbaracı Ahmed Paşa adını alan Fransız general Claude Alexandre Comte de Bonn*******'in 1735 yılında yeniden düzenlediği Humbaracı Ocağı ile başlatılmıştır.
1735 tarihli ferman ile Humbaracı Ocağı'nın kuruluşu tasdik edilerek ocağın esaslarını belirten nizamnamesi çıkmıştır.Bu nizamname ile Osmanlı İmparatorluğu'nda humbaracı sınıfına yeniden nizam verilip 300 adet tımarlı humbaracı yanında 300 adet ulufeli humbaracı bir ocak itibar edilmiş ve mirimiran rütbesiyle kendisine paşalık verilen Bonn******* Ahmed,Humbaracıbaşı olarak bu ocağın başına getirilmiştir.
     Osmanlı vakanüvis tarihlerinde,gerek Subhi Tarihi'nde gerekse Ata Tarihi'nde Üsküdar'da kurulan Humbaracı Ocağı'nda bir de 'Hendesehane'nin kurulduğu yazılıdır.Adnan Adıvar,pratik amaçlarla yardımcı olmak için kurulan bu Hendesehane'ye Avrupalıların 'Corps des Mathematiciens'dediklerini belirttikten sonra,''bu matematik ve geometri okulunun ömrü pek kısa olmuş ve humbaracıların yeni talimlerden bunalmaları ve isyan çıkaracakları korkusundan bu heyet dağılmıştır''demektedir.
     Tarih-i Ata,Hendesehane'nin ilk hocasının Yenişehir Müftüsü Hacı Mehmed Efendizade Said Efendi olduğu ve hendese öğrettiğini belirtmektedir.
Said Efendi,Humbaracı Ocağı'ndaki hendese hocalığı zamanında top atışlarında mesafe ölçmeye yarayan Avrupalılar tarafından icad edilmiş bazı aletlerin kullanılması ve özellikleri hakkında humbaracıların atış sırasında mesafe tayinleri için icad edilmiş bir alet olan ''dürbünlü rubu' müceyyebi zü'l-kasveyn''in kullanılmasından bahseden Rubu Müceyyeb Zü'l-kasveyn Aleti ve İstimali Risalesi adlı Türkçe bir eseri de vardır.
     Konuyu değerlendiren Mustafa Kaçar,bir pozitif bilim kurumunun mevcudiyetini bu bulguları ile teyit etmektedir.Buna göre her ne kadar Osmanlı arşivlerinde Humbaracı Ocağı içinde bir hendesehane veya mühendislik eğitimi veren bir müessesenin kurulmuş olduğunu açıkça belirten bir belge veya bilgiye rastlanmamışsada;Ocağın zabit kadrosunda Hoca-yı mühendis,Muallim-i resim,Hoca-yı oda gibi ders verenzabitlerin bulunması,bu ocak dahilinde matematik,geometri ve pratik mühendislik derslerinin verilmiş olduğuna delil teşkil eder.

                                                                     

 

İlk Mekteb-i Bahriye

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !